Mekkî · 44 ayet
المَعَارِجِ
Meâric Suresi, Kur'an-ı Kerim'in 70. suresidir. Mekkî bir suredir ve 44 ayetten oluşur.
لِّلْكَٰفِرِينَ لَيْسَ لَهُۥ دَافِعٌۭ
lilkâfirîne leyse lehû dâfi`.
Meali, 1–3. ayetlerle birlikte 3. ayetin altında verilmiştir.
مِّنَ ٱللَّهِ ذِى ٱلْمَعَارِجِ
mine-llâhi ẕi-lme`âric.
1–3. ayetlerin meali
Birisi, yüksek derecelere sahip olan Allah katından, inkarcılara gelecek ve savunulması imkansız olacak azabı soruyor.
تَعْرُجُ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ وَٱلرُّوحُ إِلَيْهِ فِى يَوْمٍۢ كَانَ مِقْدَارُهُۥ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍۢ
ta`rucü-lmelâiketü verrûḥu ileyhi fî yevmin kâne miḳdâruhû ḫamsîne elfe seneh.
Melekler ve Cebrail o derecelere, miktarı elli bin yıl olan bir günde yükselirler.
فَٱصْبِرْ صَبْرًۭا جَمِيلًا
faṣbir ṣabran cemîlâ.
Güzel güzel sabret;
إِنَّهُمْ يَرَوْنَهُۥ بَعِيدًۭا
innehüm yeravnehû be`îdâ.
Doğrusu inkarcılar azabı uzak görüyorlar.
وَنَرَىٰهُ قَرِيبًۭا
venerâhü ḳarîbâ.
Ama biz onu yakın görmekteyiz.
يَوْمَ تَكُونُ ٱلسَّمَآءُ كَٱلْمُهْلِ
yevme tekûnü-ssemâü kelmühl.
Gök, o gün, erimiş maden gibi olur.
وَتَكُونُ ٱلْجِبَالُ كَٱلْعِهْنِ
vetekûnü-lcibâlü kel`ihn.
Dağlar da atılmış pamuğa döner.
وَلَا يَسْـَٔلُ حَمِيمٌ حَمِيمًۭا
velâ yes'elü ḥamîmün ḥamîmâ.
Hiç bir dost diğer bir dostunu sormaz.
يُبَصَّرُونَهُمْ ۚ يَوَدُّ ٱلْمُجْرِمُ لَوْ يَفْتَدِى مِنْ عَذَابِ يَوْمِئِذٍۭ بِبَنِيهِ
yübeṣṣarûnehüm. yeveddü-lmücrimü lev yeftedî min `aẕâbi yevmiiẕim bibenîh.
Meali, 11–14. ayetlerle birlikte 14. ayetin altında verilmiştir.
وَصَٰحِبَتِهِۦ وَأَخِيهِ
veṣâḥibetihî veeḫîh.
Meali, 11–14. ayetlerle birlikte 14. ayetin altında verilmiştir.
وَفَصِيلَتِهِ ٱلَّتِى تُـْٔوِيهِ
vefeṣîletihi-lletî tü'vîh.
Meali, 11–14. ayetlerle birlikte 14. ayetin altında verilmiştir.
وَمَن فِى ٱلْأَرْضِ جَمِيعًۭا ثُمَّ يُنجِيهِ
vemen fi-l'arḍi cemî`an ŝümme yüncîh.
11–14. ayetlerin meali
Onlar birbirlerine yalnız gösterilirler. Suçlu kimse o günün azabından kurtulmak için oğullarını, ailesini, kardeşini, kendisini barındırmış olan sülalesini ve yeryüzünde bulunan herkesi feda etmek ve böylece kendisini kurtarmak ister.
كَلَّآ ۖ إِنَّهَا لَظَىٰ
kellâ. innehâ leżâ.
Meali, 15–18. ayetlerle birlikte 18. ayetin altında verilmiştir.
نَزَّاعَةًۭ لِّلشَّوَىٰ
nezzâ`atel lişşevâ.
Meali, 15–18. ayetlerle birlikte 18. ayetin altında verilmiştir.
تَدْعُوا۟ مَنْ أَدْبَرَ وَتَوَلَّىٰ
ted`û men edbera vetevellâ.
Meali, 15–18. ayetlerle birlikte 18. ayetin altında verilmiştir.
وَجَمَعَ فَأَوْعَىٰٓ
veceme`a feev`â.
15–18. ayetlerin meali
Hayır, olmaz... Orada sırtını çevirip yüzgeri edeni, malını toplayıp kimseye hakkını vermeden saklayanı çağıran, deriyi soyup kavuran, alevli ateş vardır.
۞ إِنَّ ٱلْإِنسَٰنَ خُلِقَ هَلُوعًا
inne-l'insâne ḫuliḳa helû`â.
İnsan gerçekten pek huysuz yaratılmıştır:
إِذَا مَسَّهُ ٱلشَّرُّ جَزُوعًۭا
iẕâ messehü-şşerru cezû`â.
Başına bir fenalık gelince feryat eder,
وَإِذَا مَسَّهُ ٱلْخَيْرُ مَنُوعًا
veiẕâ messehü-lḫayru menû`â.
Bir iyiliğe uğrarsa onu herkesten meneder;
إِلَّا ٱلْمُصَلِّينَ
ille-lmüṣallîn.
Meali, 22–27. ayetlerle birlikte 27. ayetin altında verilmiştir.
ٱلَّذِينَ هُمْ عَلَىٰ صَلَاتِهِمْ دَآئِمُونَ
elleẕîne hüm `alâ ṣalâtihim dâimûn.
Meali, 22–27. ayetlerle birlikte 27. ayetin altında verilmiştir.
وَٱلَّذِينَ فِىٓ أَمْوَٰلِهِمْ حَقٌّۭ مَّعْلُومٌۭ
velleẕîne fî emvâlihim ḥaḳḳum ma`lûm.
Meali, 22–27. ayetlerle birlikte 27. ayetin altında verilmiştir.
لِّلسَّآئِلِ وَٱلْمَحْرُومِ
lissâili velmaḥrûm.
Meali, 22–27. ayetlerle birlikte 27. ayetin altında verilmiştir.
وَٱلَّذِينَ يُصَدِّقُونَ بِيَوْمِ ٱلدِّينِ
velleẕîne yüṣaddiḳûne biyevmi-ddîn.
Meali, 22–27. ayetlerle birlikte 27. ayetin altında verilmiştir.
وَٱلَّذِينَ هُم مِّنْ عَذَابِ رَبِّهِم مُّشْفِقُونَ
velleẕîne hüm min `aẕâbi rabbihim müşfiḳûn.
22–27. ayetlerin meali
Ancak namaz kılıp namazlarında yoksul ve yoksuna belirli bir hak tanıyanlar, ceza gününü doğrulayanlar, Rablerinin azabından korkanlar böyle değildir.
إِنَّ عَذَابَ رَبِّهِمْ غَيْرُ مَأْمُونٍۢ
inne `aẕâbe rabbihim gayru me'mûn.
Doğrusu Rablerinin azabından kimse güvende değildir.
وَٱلَّذِينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَٰفِظُونَ
velleẕîne hüm lifürûcihim ḥâfiżûn.
Meali, 29–30. ayetlerle birlikte 30. ayetin altında verilmiştir.
إِلَّا عَلَىٰٓ أَزْوَٰجِهِمْ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَٰنُهُمْ فَإِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُومِينَ
illâ `alâ ezvâcihim ev mâ meleket eymânühüm feinnehüm gayru melûmîn.
29–30. ayetlerin meali
Eşleri ve cariyeleri dışında, mahrem yerlerini herkesten koruyanlar, doğrusu bunlar yerilmezler.
فَمَنِ ٱبْتَغَىٰ وَرَآءَ ذَٰلِكَ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْعَادُونَ
femeni-btegâ verâe ẕâlike feülâike hümü-l`âdûn.
Bu sınırları aşmak isteyenler, işte onlar, aşırı gidenlerdir.
وَٱلَّذِينَ هُمْ لِأَمَٰنَٰتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَٰعُونَ
velleẕîne hüm liemânâtihim ve`ahdihim râ`ûn.
Emanetlerini ve sözlerini yerine getirenler,
وَٱلَّذِينَ هُم بِشَهَٰدَٰتِهِمْ قَآئِمُونَ
velleẕîne hüm bişehâdetihim ḳâimûn.
Şahidliklerini gereği gibi yapanlar,
وَٱلَّذِينَ هُمْ عَلَىٰ صَلَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ
velleẕîne hüm `alâ ṣalâtihim yüḥâfiżûn.
Namazlarına riayet edenler,
أُو۟لَٰٓئِكَ فِى جَنَّٰتٍۢ مُّكْرَمُونَ
ülâike fî cennâtim mükramûn.
İşte onlar, cennetlerde ikram olunacak kimselerdir.
فَمَالِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ قِبَلَكَ مُهْطِعِينَ
femâ lilleẕîne keferû ḳibeleke mühti`în.
Meali, 36–37. ayetlerle birlikte 37. ayetin altında verilmiştir.
عَنِ ٱلْيَمِينِ وَعَنِ ٱلشِّمَالِ عِزِينَ
`ani-lyemîni ve`ani-şşimâli `izîn.
36–37. ayetlerin meali
İnkar edenlere ne oluyor, sana doğru sağdan soldan topluluklar halinde koşuşuyorlar?
أَيَطْمَعُ كُلُّ ٱمْرِئٍۢ مِّنْهُمْ أَن يُدْخَلَ جَنَّةَ نَعِيمٍۢ
eyaṭme`u küllü-mriim minhüm ey yüdḫale cennete ne`îm.
Onlardan herbiri nimet bahçesine konulacağını mı umuyor?
كَلَّآ ۖ إِنَّا خَلَقْنَٰهُم مِّمَّا يَعْلَمُونَ
kellâ. innâ ḫalaḳnâhüm mimmâ ya`lemûn.
Hayır; doğrusu onları kendilerinin de bildikleri şeyden yaratmışızdır.
فَلَآ أُقْسِمُ بِرَبِّ ٱلْمَشَٰرِقِ وَٱلْمَغَٰرِبِ إِنَّا لَقَٰدِرُونَ
felâ uḳsimü birabbi-lmeşâriḳi velmegâribi innâ leḳâdirûn.
Meali, 40–41. ayetlerle birlikte 41. ayetin altında verilmiştir.
عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ خَيْرًۭا مِّنْهُمْ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ
`alâ en nübeddile ḫayram minhüm vemâ naḥnü bimesbûḳîn.
40–41. ayetlerin meali
Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki, onların yerine daha iyilerini getirmeğe Bizim gücümüz yeter ve kimse de önümüze geçemez.
فَذَرْهُمْ يَخُوضُوا۟ وَيَلْعَبُوا۟ حَتَّىٰ يُلَٰقُوا۟ يَوْمَهُمُ ٱلَّذِى يُوعَدُونَ
feẕerhüm yeḫûḍû veyel`abû ḥattâ yülâḳû yevmehümü-lleẕî yû`adûn.
Onları bırak; kendilerine söz verilen güne kavuşmalarına kadar dalıp oynasınlar.
يَوْمَ يَخْرُجُونَ مِنَ ٱلْأَجْدَاثِ سِرَاعًۭا كَأَنَّهُمْ إِلَىٰ نُصُبٍۢ يُوفِضُونَ
yevme yaḫrucûne mine-l'ecdâŝi sirâ`an keennehüm ilâ nüṣubiy yûfiḍûn.
Meali, 43–44. ayetlerle birlikte 44. ayetin altında verilmiştir.
خَٰشِعَةً أَبْصَٰرُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌۭ ۚ ذَٰلِكَ ٱلْيَوْمُ ٱلَّذِى كَانُوا۟ يُوعَدُونَ
ḫâşi`aten ebṣâruhüm terheḳuhüm ẕilleh. ẕâlike-lyevmü-lleẕî kânû yû`adûn.
43–44. ayetlerin meali
Kabirlerden çabuk çabuk çıkacakları gün, gözleri dönmüş, yüzlerini zillet bürümüş olarak sanki dikili taşlara doğru koşarlar. İşte bu, onlara söz verilmiş olan gündür.
Meâric
Mişârî Râşid el-Afâsî