Mekkî · 96 ayet
الوَاقِعَةِ
Vâkıa Suresi, Kur'an-ı Kerim'in 56. suresidir. Mekkî bir suredir ve 96 ayetten oluşur.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
إِذَا وَقَعَتِ ٱلْوَاقِعَةُ
iẕâ veḳa`ati-lvâḳi`ah.
Meali, 1–3. ayetlerle birlikte 3. ayetin altında verilmiştir.
لَيْسَ لِوَقْعَتِهَا كَاذِبَةٌ
leyse livaḳ`atihâ kâẕibeh.
Meali, 1–3. ayetlerle birlikte 3. ayetin altında verilmiştir.
خَافِضَةٌۭ رَّافِعَةٌ
ḫâfiḍatür râfi`ah.
1–3. ayetlerin meali
Kıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır.
إِذَا رُجَّتِ ٱلْأَرْضُ رَجًّۭا
iẕâ rucceti-l'arḍu raccâ.
Meali, 4–7. ayetlerle birlikte 7. ayetin altında verilmiştir.
وَبُسَّتِ ٱلْجِبَالُ بَسًّۭا
vebüsseti-lcibâlü bessâ.
Meali, 4–7. ayetlerle birlikte 7. ayetin altında verilmiştir.
فَكَانَتْ هَبَآءًۭ مُّنۢبَثًّۭا
fekânet hebâem mümbeŝŝâ.
Meali, 4–7. ayetlerle birlikte 7. ayetin altında verilmiştir.
وَكُنتُمْ أَزْوَٰجًۭا ثَلَٰثَةًۭ
veküntüm ezvâcen ŝelâŝeh.
4–7. ayetlerin meali
Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz.
فَأَصْحَٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ
feaṣḥâbü-lmeymeneti mâ aṣḥâbü-lmeymeneh.
İyi işler işlediklerini belirtmek için, amel defterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara!
وَأَصْحَٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ
veaṣḥâbü-lmeş'emeti mâ aṣḥâbü-lmeş'emeh.
Kötülük işlediklerini belirtmek üzere, amel defterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara!
وَٱلسَّٰبِقُونَ ٱلسَّٰبِقُونَ
vessâbiḳûne-ssâbiḳûn.
İyilik işlemekte önde olanlar, karşılıklarını almakta da önde olanlardır.
أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلْمُقَرَّبُونَ
ülâike-lmüḳarrabûn.
Meali, 11–12. ayetlerle birlikte 12. ayetin altında verilmiştir.
فِى جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ
fî cennâti-nne`îm.
11–12. ayetlerin meali
Naim cennetlerinde Allah'a en çok yaklaştırılmış olanlar işte bunlardır.
ثُلَّةٌۭ مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ
ŝülletüm mine-l'evvelîn.
Meali, 13–14. ayetlerle birlikte 14. ayetin altında verilmiştir.
وَقَلِيلٌۭ مِّنَ ٱلْءَاخِرِينَ
veḳalîlüm mine-l'âḫirîn.
13–14. ayetlerin meali
Onların büyük kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir.
عَلَىٰ سُرُرٍۢ مَّوْضُونَةٍۢ
`alâ sürurim mevḍûneh.
Meali, 15–16. ayetlerle birlikte 16. ayetin altında verilmiştir.
مُّتَّكِـِٔينَ عَلَيْهَا مُتَقَٰبِلِينَ
müttekiîne `aleyhâ müteḳâbilîn.
15–16. ayetlerin meali
Mücevheratla işlenmiş tahtlara karşılıklı olarak yaslanırlar.
يَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَٰنٌۭ مُّخَلَّدُونَ
yeṭûfü `aleyhim vildânüm müḫalledûn.
Meali, 17–21. ayetlerle birlikte 21. ayetin altında verilmiştir.
بِأَكْوَابٍۢ وَأَبَارِيقَ وَكَأْسٍۢ مِّن مَّعِينٍۢ
biekvâbiv veebârîḳa veke'sim mim me`în.
Meali, 17–21. ayetlerle birlikte 21. ayetin altında verilmiştir.
لَّا يُصَدَّعُونَ عَنْهَا وَلَا يُنزِفُونَ
lâ yüṣadde`ûne `anhâ velâ yünzifûn.
Meali, 17–21. ayetlerle birlikte 21. ayetin altında verilmiştir.
وَفَٰكِهَةٍۢ مِّمَّا يَتَخَيَّرُونَ
vefâkihetim mimmâ yeteḫayyerûn.
Meali, 17–21. ayetlerle birlikte 21. ayetin altında verilmiştir.
وَلَحْمِ طَيْرٍۢ مِّمَّا يَشْتَهُونَ
velaḥmi ṭayrim mimmâ yeştehûn.
17–21. ayetlerin meali
Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.
وَحُورٌ عِينٌۭ
veḥûrun `în.
Meali, 22–24. ayetlerle birlikte 24. ayetin altında verilmiştir.
كَأَمْثَٰلِ ٱللُّؤْلُؤِ ٱلْمَكْنُونِ
keemŝâli-llü'lüi-lmeknûn.
Meali, 22–24. ayetlerle birlikte 24. ayetin altında verilmiştir.
جَزَآءًۢ بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
cezâem bimâ kânû ya`melûn.
22–24. ayetlerin meali
İşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar.
لَا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًۭا وَلَا تَأْثِيمًا
lâ yesme`ûne fîhâ lagvev velâ te'ŝîmâ.
Sadece selama karşılık selam sözü işitirler.
إِلَّا قِيلًۭا سَلَٰمًۭا سَلَٰمًۭا
illâ ḳîlen selâmen selâmâ.
Defterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara!
وَأَصْحَٰبُ ٱلْيَمِينِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلْيَمِينِ
veaṣḥâbü-lyemîni mâ aṣḥâbü-lyemîn.
Meali, 27–34. ayetlerle birlikte 34. ayetin altında verilmiştir.
فِى سِدْرٍۢ مَّخْضُودٍۢ
fî sidrim maḫḍûd.
Meali, 27–34. ayetlerle birlikte 34. ayetin altında verilmiştir.
وَطَلْحٍۢ مَّنضُودٍۢ
veṭalḥim menḍûd.
Meali, 27–34. ayetlerle birlikte 34. ayetin altında verilmiştir.
وَظِلٍّۢ مَّمْدُودٍۢ
veżillim memdûd.
Meali, 27–34. ayetlerle birlikte 34. ayetin altında verilmiştir.
وَمَآءٍۢ مَّسْكُوبٍۢ
vemâim meskûb.
Meali, 27–34. ayetlerle birlikte 34. ayetin altında verilmiştir.
وَفَٰكِهَةٍۢ كَثِيرَةٍۢ
vefâkihetin keŝîrah.
Meali, 27–34. ayetlerle birlikte 34. ayetin altında verilmiştir.
لَّا مَقْطُوعَةٍۢ وَلَا مَمْنُوعَةٍۢ
lâ maḳṭû`ativ velâ memnû`ah.
Meali, 27–34. ayetlerle birlikte 34. ayetin altında verilmiştir.
وَفُرُشٍۢ مَّرْفُوعَةٍ
vefüruşim merfû`ah.
27–34. ayetlerin meali
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
إِنَّآ أَنشَأْنَٰهُنَّ إِنشَآءًۭ
innâ enşe'nâhünne inşââ.
Meali, 35–38. ayetlerle birlikte 38. ayetin altında verilmiştir.
فَجَعَلْنَٰهُنَّ أَبْكَارًا
fece`alnâhünne ebkârâ.
Meali, 35–38. ayetlerle birlikte 38. ayetin altında verilmiştir.
عُرُبًا أَتْرَابًۭا
`uruben etrâbâ.
Meali, 35–38. ayetlerle birlikte 38. ayetin altında verilmiştir.
لِّأَصْحَٰبِ ٱلْيَمِينِ
liaṣḥâbi-lyemîn.
35–38. ayetlerin meali
Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır.
ثُلَّةٌۭ مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ
ŝülletüm mine-l'evvelîn.
Meali, 39–40. ayetlerle birlikte 40. ayetin altında verilmiştir.
وَثُلَّةٌۭ مِّنَ ٱلْءَاخِرِينَ
veŝülletüm mine-l'âḫirîn.
39–40. ayetlerin meali
Bunların bir kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir.
وَأَصْحَٰبُ ٱلشِّمَالِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلشِّمَالِ
veaṣḥâbü-şşimâli mâ aṣḥâbü-şşimâl.
Defterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara!
فِى سَمُومٍۢ وَحَمِيمٍۢ
fî semûmiv veḥamîm.
Meali, 42–44. ayetlerle birlikte 44. ayetin altında verilmiştir.
وَظِلٍّۢ مِّن يَحْمُومٍۢ
veżillim miy yaḥmûm.
Meali, 42–44. ayetlerle birlikte 44. ayetin altında verilmiştir.
لَّا بَارِدٍۢ وَلَا كَرِيمٍ
lâ bâridiv velâ kerîm.
42–44. ayetlerin meali
İnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar.
إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَبْلَ ذَٰلِكَ مُتْرَفِينَ
innehüm kânû ḳable ẕâlike mütrafîn.
Meali, 45–46. ayetlerle birlikte 46. ayetin altında verilmiştir.
وَكَانُوا۟ يُصِرُّونَ عَلَى ٱلْحِنثِ ٱلْعَظِيمِ
vekânû yüṣirrûne `ale-lḥinŝi-l`ażîm.
45–46. ayetlerin meali
Çünkü onlar, bundan önce, dünyada, nimet içinde bulunurlar iken, büyük günah işlemekte direnir dururlardı.
وَكَانُوا۟ يَقُولُونَ أَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًۭا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ
vekânû yeḳûlûne eiẕâ mitnâ vekünnâ türâbev ve`iżâmen einnâ lemeb`ûŝûn.
Şöyle söylerlerdi: "Öldüğümüzde, toprak ve kemik yığını olduğumuzda mı, biz mi tekrar dirileceğiz?"
أَوَءَابَآؤُنَا ٱلْأَوَّلُونَ
eveâbâüne-l'evvelûn.
"Önce gelip geçmiş babalarımız da mı?"
قُلْ إِنَّ ٱلْأَوَّلِينَ وَٱلْءَاخِرِينَ
ḳul inne-l'evvelîne vel'âḫirîn.
Meali, 49–50. ayetlerle birlikte 50. ayetin altında verilmiştir.
لَمَجْمُوعُونَ إِلَىٰ مِيقَٰتِ يَوْمٍۢ مَّعْلُومٍۢ
lemecmû`ûne ilâ mîḳâti yevmim ma`lûm.
49–50. ayetlerin meali
De ki: "Şüphesiz öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün belirli bir vaktinde toplanacaklardır."
ثُمَّ إِنَّكُمْ أَيُّهَا ٱلضَّآلُّونَ ٱلْمُكَذِّبُونَ
ŝümme inneküm eyyühe-ḍḍâllûne-lmükeẕẕibûn.
Sonra, siz ey sapıklar, yalanlayanlar!
لَءَاكِلُونَ مِن شَجَرٍۢ مِّن زَقُّومٍۢ
leâkilûne min şecerim min zeḳḳûm.
Doğrusu bir zakkum ağacından yiyeceksiniz.
فَمَالِـُٔونَ مِنْهَا ٱلْبُطُونَ
femâliûne minhe-lbüṭûn.
Karınlarınızı onunla dolduracaksınız;
فَشَٰرِبُونَ عَلَيْهِ مِنَ ٱلْحَمِيمِ
feşâribûne `aleyhi mine-lḥamîm.
Onun üzerine kaynar su içeceksiniz;
فَشَٰرِبُونَ شُرْبَ ٱلْهِيمِ
feşâribûne şürbe-lhîm.
Hem de susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz;
هَٰذَا نُزُلُهُمْ يَوْمَ ٱلدِّينِ
hâẕâ nüzülühüm yevme-ddîn.
İşte onlara, ceza günü sunulacak konukluk budur.
نَحْنُ خَلَقْنَٰكُمْ فَلَوْلَا تُصَدِّقُونَ
naḥnü ḫalaḳnâküm felevlâ tüṣaddiḳûn.
Sizi yaratan Biziz; hala tasdik etmez misiniz?
أَفَرَءَيْتُم مَّا تُمْنُونَ
eferaeytüm mâ tümnûn.
Meali, 58–59. ayetlerle birlikte 59. ayetin altında verilmiştir.
ءَأَنتُمْ تَخْلُقُونَهُۥٓ أَمْ نَحْنُ ٱلْخَٰلِقُونَ
eentüm taḫlüḳûnehû em naḥnü-lḫâliḳûn.
58–59. ayetlerin meali
Söyleyin; akıttığınız meniden insanı yaratan siz misiniz, yoksa Biz mi yaratmaktayız?
نَحْنُ قَدَّرْنَا بَيْنَكُمُ ٱلْمَوْتَ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ
naḥnü ḳaddernâ beynekümü-lmevte vemâ naḥnü bimesbûḳîn.
Meali, 60–61. ayetlerle birlikte 61. ayetin altında verilmiştir.
عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ أَمْثَٰلَكُمْ وَنُنشِئَكُمْ فِى مَا لَا تَعْلَمُونَ
`alâ en nübeddile emŝâleküm venünşieküm fî mâ lâ ta`lemûn.
60–61. ayetlerin meali
Ölümü aranızda Biz tayin ettik; sizi ortadan kaldırıp benzerlerinizi yerinize getirmeyi, sizi bilmediğiniz şekilde var etmeyi dilesek kimse önümüze geçemez.
وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ ٱلنَّشْأَةَ ٱلْأُولَىٰ فَلَوْلَا تَذَكَّرُونَ
veleḳad `alimtümü-nneş'ete-l'ûlâ felevlâ teẕekkerûn.
And olsun ki, ilk yaratmayı bilirsiniz, yine de düşünmez misiniz?
أَفَرَءَيْتُم مَّا تَحْرُثُونَ
eferaeytüm mâ taḥruŝûn.
Meali, 63–64. ayetlerle birlikte 64. ayetin altında verilmiştir.
ءَأَنتُمْ تَزْرَعُونَهُۥٓ أَمْ نَحْنُ ٱلزَّٰرِعُونَ
eentüm tezra`ûnehû em naḥnü-zzâri`ûn.
63–64. ayetlerin meali
Söyleyin, ektiklerinizi yerden bitirenler sizler misiniz, yoksa Biz mi bitiriyoruz?
لَوْ نَشَآءُ لَجَعَلْنَٰهُ حُطَٰمًۭا فَظَلْتُمْ تَفَكَّهُونَ
lev neşâü lece`alnâhü ḥuṭâmen feżaltüm tefekkehûn.
Meali, 65–67. ayetlerle birlikte 67. ayetin altında verilmiştir.
إِنَّا لَمُغْرَمُونَ
innâ lemugramûn.
Meali, 65–67. ayetlerle birlikte 67. ayetin altında verilmiştir.
بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ
bel naḥnü maḥrûmûn.
65–67. ayetlerin meali
Dilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık".
أَفَرَءَيْتُمُ ٱلْمَآءَ ٱلَّذِى تَشْرَبُونَ
eferaeytümü-lmâe-lleẕî teşrabûn.
Meali, 68–69. ayetlerle birlikte 69. ayetin altında verilmiştir.
ءَأَنتُمْ أَنزَلْتُمُوهُ مِنَ ٱلْمُزْنِ أَمْ نَحْنُ ٱلْمُنزِلُونَ
eentüm enzeltümûhü mine-lmüzni em naḥnü-lmünzilûn.
68–69. ayetlerin meali
Söyleyin; içtiğiniz suyu buluttan indirenler sizler misiniz yoksa onu Biz mi indiririz?
لَوْ نَشَآءُ جَعَلْنَٰهُ أُجَاجًۭا فَلَوْلَا تَشْكُرُونَ
lev neşâü ce`alnâhü ücâcen felevlâ teşkürûn.
Dileseydik onu acılaştırırdık; hala şükretmez misiniz?
أَفَرَءَيْتُمُ ٱلنَّارَ ٱلَّتِى تُورُونَ
eferaeytümü-nnâra-lletî tûrûn.
Meali, 71–72. ayetlerle birlikte 72. ayetin altında verilmiştir.
ءَأَنتُمْ أَنشَأْتُمْ شَجَرَتَهَآ أَمْ نَحْنُ ٱلْمُنشِـُٔونَ
eentüm enşe'tüm şeceratehâ em naḥnü-lmünşiûn.
71–72. ayetlerin meali
Söyleyin; yaktığınız ateşin ağacını var eden sizler misiniz, yoksa onu Biz mi var ederiz?
نَحْنُ جَعَلْنَٰهَا تَذْكِرَةًۭ وَمَتَٰعًۭا لِّلْمُقْوِينَ
naḥnü ce`alnâhâ teẕkiratev vemetâ`al lilmuḳvîn.
Biz onu bir ibret ve çölde konaklayanlar için yararlı kıldık.
فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ
fesebbiḥ bismi rabbike-l`ażîm.
Öyleyse çok büyük Rabbinin adını tesbih et.
۞ فَلَآ أُقْسِمُ بِمَوَٰقِعِ ٱلنُّجُومِ
felâ uḳsimü bimevâḳi`i-nnücûm.
Meali, 75–76. ayetlerle birlikte 76. ayetin altında verilmiştir.
وَإِنَّهُۥ لَقَسَمٌۭ لَّوْ تَعْلَمُونَ عَظِيمٌ
veinnehû leḳasemül lev ta`lemûne `ażîm.
75–76. ayetlerin meali
Hayır; yıldızların yerleri üzerine yemin ederim; ki bunun ne büyük yemin olduğunu bir bilseniz!
إِنَّهُۥ لَقُرْءَانٌۭ كَرِيمٌۭ
innehû leḳur'ânün kerîm.
Meali, 77–80. ayetlerle birlikte 80. ayetin altında verilmiştir.
فِى كِتَٰبٍۢ مَّكْنُونٍۢ
fî kitâbim meknûn.
Meali, 77–80. ayetlerle birlikte 80. ayetin altında verilmiştir.
لَّا يَمَسُّهُۥٓ إِلَّا ٱلْمُطَهَّرُونَ
lâ yemessühû ille-lmüṭahherûn.
Meali, 77–80. ayetlerle birlikte 80. ayetin altında verilmiştir.
تَنزِيلٌۭ مِّن رَّبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
tenzîlüm mir rabbi-l`âlemîn.
77–80. ayetlerin meali
Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir.
أَفَبِهَٰذَا ٱلْحَدِيثِ أَنتُم مُّدْهِنُونَ
efebihâẕe-lḥadîŝi entüm müdhinûn.
Siz bu sözü mü hor görüyorsunuz?
وَتَجْعَلُونَ رِزْقَكُمْ أَنَّكُمْ تُكَذِّبُونَ
vetec`alûne rizḳaküm enneküm tükeẕẕibûn.
Rızkınıza şükredeceğiniz yere onu vereni mi yalanlıyorsunuz?
فَلَوْلَآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلْحُلْقُومَ
felevlâ iẕâ belegati-lḥulḳûm.
Meali, 83–85. ayetlerle birlikte 85. ayetin altında verilmiştir.
وَأَنتُمْ حِينَئِذٍۢ تَنظُرُونَ
veentüm ḥîneiẕin tenżurûn.
Meali, 83–85. ayetlerle birlikte 85. ayetin altında verilmiştir.
وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنكُمْ وَلَٰكِن لَّا تُبْصِرُونَ
venaḥnü aḳrabü ileyhi minküm velâkil lâ tübṣirûn.
83–85. ayetlerin meali
Kişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz.
فَلَوْلَآ إِن كُنتُمْ غَيْرَ مَدِينِينَ
felevlâ in küntüm gayra medînîn.
Meali, 86–87. ayetlerle birlikte 87. ayetin altında verilmiştir.
تَرْجِعُونَهَآ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ
terci`ûnehâ in küntüm ṣâdiḳîn.
86–87. ayetlerin meali
Siz dirilip yaptıklarınıza karşılık görmeyecekseniz ve eğer bu sözünüzde samimi iseniz, o çıkmak üzere olan canı geri çevirsenize!
فَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلْمُقَرَّبِينَ
feemmâ in kâne mine-lmüḳarrabîn.
Meali, 88–89. ayetlerle birlikte 89. ayetin altında verilmiştir.
فَرَوْحٌۭ وَرَيْحَانٌۭ وَجَنَّتُ نَعِيمٍۢ
feravḥuv verayḥânüv vecennâtü ne`îm.
88–89. ayetlerin meali
Eğer ölen o kişi, gözdelerden ise, rahatlık, hoşluk ve nimet cenneti onundur.
وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنْ أَصْحَٰبِ ٱلْيَمِينِ
veemmâ in kâne min aṣḥâbi-lyemîn.
Eğer defteri sağdan verilenlerden ise,
فَسَلَٰمٌۭ لَّكَ مِنْ أَصْحَٰبِ ٱلْيَمِينِ
feselâmül leke min aṣḥâbi-lyemîn.
"Ey sağcılardan olan kişi, sana selam olsun!" denir.
وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلْمُكَذِّبِينَ ٱلضَّآلِّينَ
veemmâ in kâne mine-lmükeẕẕibîne-ḍḍâllîn.
Eğer, sapık yalancılardan ise,
فَنُزُلٌۭ مِّنْ حَمِيمٍۢ
fenüzülüm min ḥamîm.
Ona kaynar sudan konukluk sunulur.
وَتَصْلِيَةُ جَحِيمٍ
vetaṣliyetü ceḥîm.
Cehenneme sokulur.
إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ حَقُّ ٱلْيَقِينِ
inne hâẕâ lehüve ḥaḳḳu-lyeḳîn.
Doğrusu kesin gerçek budur.
فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ
fesebbiḥ bismi rabbike-l`ażîm.
Öyleyse çok büyük Rabbinin adını tesbih et.
Vâkıa
Mişârî Râşid el-Afâsî